Kitap

Roger Zelazny - Bu Ölümsüz

| Volkan Miyanyedi | 5 dk okuma | 41 görüntülenme
Roger Zelazny - Bu Ölümsüz

Kitabın anlatıcısı Conrad Nomikos, Dünya gezegeninden sorumlu Anıtlar, Sanatlar ve Belgeler Müfettişi. Görev tanımı kültürel çöpçülük. Kendisi de öyle diyor zaten. İnsanlığın ardında bıraktığı kalıntıları bulmak, onarmak, korumak. Ardında bırakmak doğru ifade, çünkü bu romanda insanlık Dünya'da yaşamıyor. ÜçGün denen nükleer felaketten sonra herkes ya kolonilere ya da mavi derili Vegalıların gezegenlerine göçmüş. Dünya'da dört milyon kişi kalmış. Kıtalar radyoaktif, adalar yaşanabilir. Vegalılar da bu viran gezegeni bir müze, bir sayfiye yeri gibi geziyorlar.

Conrad'ın bir sorunu var. Yaşlanmıyor. Kaç yaşında olduğunu kendisi de bilmiyor, çünkü doğduğu Yunan köyünde o yıl takvim kalmamış. Personel kayıtlarına göre yetmiş yedi, başka kayıtlara göre iki yüz otuz dört yaşında olması muhtemel. Sağ bacağı kısa, bir gözü mavi bir gözü kahverengi, yüzünün yarısı mantar istilasında. Yılbaşı günü doğduğu için köylüler ona Karakoncolos demişler. Sönmez Güven'in çevirisinin en isabetli tarafı bu bence. Yunan folklorundaki kallikantzaros bizim Karadeniz'in karakoncolosuyla aynı yaratık. Kelime metne oturuyor, çünkü aynı coğrafyanın malı. Roman boyunca Conrad'a hem sevgiyle hem korkuyla Karakoncolos deniyor ve bu hiç çeviri kokmuyor.

Olay şu: Cort Myshtigo adında zengin bir Vegalı gazeteci Dünya hakkında bir kitap yazmak istiyor. Eski Yerleri gezecek. Kılavuz olarak da özellikle Conrad'ı istiyor. Gezi grubunda Conrad'ın eski dostu yaşlı ozan Phil, biyolog George ve karısı Ellen, Geridönüşçü hareketin sekreteri Dos Santos, Kızıl Peruk denen Diane ve Dünya'nın son paralı askeri Haşhaşi Hasan var. Hasan'ın birini öldürmek için tutulduğu baştan belli. Kimi öldüreceği belli değil. Kitabın gerilimi buradan yürüyor. Conrad hem Vegalıdan hoşlanmıyor hem de onu korumak zorunda. Mısır'da başlayan gezi Yunanistan'da bitiyor ve yol boyunca mutant timsahlar, deprem, yamyam kabileler, kaçırılma ve cenazeler var.

Zelazny'nin asıl derdi macera değil ama. Asıl derdi mitolojiyi bilimkurguya aşılamak. Bunu da romanın en güzel buluşuyla yapıyor: Radyasyonun ürettiği mutantlar, Yunan efsanelerinin yaratıklarına dönüşüyor. Kırlara ölsünler diye bırakılan keçi ayaklı çocuklar satirler. Conrad onlara kavalıyla eski ezgiler çalıyor, onlar da ağlıyor. Tesalya'nın Kara Hayvanı aslında fil boyunda bir yaban domuzu, Herakles'in Arkadya domuzunun ta kendisi. Ölü Adam denen vampir ise romanın en acı figürü: Moreby adında, Yeni Harvard'dan iki antropoloji lisansı olan bir adamın, bir yamyam kabilesinin başına geçip Altın Dal'dan okuduğu ritüellerle yetiştirdiği zavallı bir albino. Moreby tutsaklarına Karanlığın Yüreği'ni okuyup okumadıklarını soruyor; kendini Kurtz sanan bir adamın ukala karikatürü. Dürüst olayım: Ne Altın Dal'ı okudum, ne Karanlığın Yüreği'ni, ne de romanın andığı Shelley destanını, Zincirlerinden Kurtulmuş Prometheus'u. Yaşlı ozan Phil, kitabın bir yerinde en önemli sözlerini o destanın boş sayfalarına yazıyor ve o sayfalar romanın kalbi. Roman böylece bana üç kitaplık bir borç bırakmış oldu; okumadığım bir kitabın boş sayfalarının bir romanın kalbi olması, bu borcun en garibi.

Anlatıcının sesi kitabın yarısı. Conrad ukala, alaycı, yorgun bir ses. Karısını depremde kaybettiği gece çıldırıp bir robot golemle güreşiyor, ertesi sayfada yine espri yapıyor. Bu ton bugün bize tanıdık geliyor, çünkü sonraki elli yılın bilimkurgu anlatıcıları hep bu sesten türedi. 1966'da Hugo ödülünü Dune ile paylaştığında Zelazny yirmi dokuz yaşındaydı ve türün şiir tarafını temsil ediyordu. Kitaptaki en iyi sahneler de zaten aksiyon sahneleri değil, konuşma sahneleri. Conrad ile Hasan'ın Royal otelinin oyun odasında bıçak atarak konuşmaları mesela. İki adam birbirini öldürmesi gerekebileceğini bile bile nezaketi elden bırakmıyor. Hasan romanın en iyi karakteri: dindar bir katil, sözünün eri bir suikastçı, tırnaklarını siyanüre bulayacak kadar da titiz. Kavgayı yazı turayla kazanıyor, vampirle güreşiyor ve bütün bunları kadere havale ederek yapıyor.

Kitabın bir de sanat meselesi var. Conrad, Keops piramidini söktürüyor. Yeni Kahire'ye inşaat malzemesi lazım diye. Ama sökümü filme aldırıyor; film bitince tersten oynatılacak ve adı Büyük Piramitin İnşası olacak. Myshtigo soruyor: "Bu gerçekten de sanat mı?" Soru romanın sonunda, hiç beklenmedik bir yerde bir daha geliyor ve yine cevapsız kalıyor. Bir anıtın yok oluşunun da kendine göre bir anıt olduğunu söyleyen Conrad, aslında Vega'ya mesaj yolluyor: Bu gezegeni alırsanız boş alırsınız. Yıkım burada pazarlık dili. Zelazny bu fikri fazla kurcalamıyor, atıp geçiyor. Kitabın genel huyu bu. Parlak fikirler atılıyor, biri patlıyor, diğerleri yerde kalıyor. Kayıp sayılan bir karakter yüz sayfa boyunca unutuluyor mesela, sonra elinde bir tüfekle bir selvinin altında beliriveriyor. Buna kurgu gevşekliği diyen haklıdır. Ama romanın dokusu zaten rüya dokusu; çoban Jason'ın düşlerinde kader tanrıçaları Conrad'ın ipliğini ikiye ayırıyor ve olaylar o düşe uyarak da uymayarak da gerçekleşiyor. Böyle bir kitapta sıkı kurgu aramak, karakoncolostan tutarlılık beklemek gibi bir şey.

Sonu söylemeyeceğim. Şu kadarı yeter: Bu gezi göründüğü şey değil ve Myshtigo'nun defterine yazdıkları bir gezi kitabı değil. Son sayfalarda Conrad kendini hiç istemediği bir yükün altında buluyor; ne yükü olduğunu söylemek bana düşmez, ama tembel adama layık bir yük olduğunu söyleyebilirim. Kitap bir kumsalda biterken ilk sayfadaki sisli Kos gecesine güzel bir ayna tutuyor. Zelazny'nin sonradan yazdığı ünlü Amber serisini okumadım, o yüzden bu kitabın onun en iyisi olup olmadığını bilmiyorum. Ama This Immortal'ın ilk roman olduğunu bilmek insanı biraz kızdırıyor. İlk romanlar böyle olmamalı.

Okuma Önerisi

Bu Ölümsüz, İthaki'nin Bilimkurgu Klasikleri dizisinden Sönmez Güven çevirisiyle çıktı. İki yüz sayfalık, bir oturuşta biten bir kitap. Dune ile aynı yıl aynı ödülü almış olması yanıltmasın; Dune'un ağırlığını değil, bir Akdeniz akşamının hafifliğini taşıyor. Yunan mitolojisine aşinaysanız kitap size ikramda bulunur, değilseniz de kapıdan çevirmez. Bilimkurguya mesafeli duran ama Ege'nin tuzunu, meyhane masasında anlatılan efsaneyi seven okura bilhassa öneririm; Conrad Nomikos, roketlerin arasına düşmüş bir Ege adamıdır. Kavga sahnelerinde acele etmeyin, konuşma sahnelerinde hiç etmeyin. Ve kitabı bitirince Themocles'in baladını anlatan sayfaya geri dönün; romanın bütün hüznü o iki sayfada saklı.

Bu Ölümsüz
Bu Ölümsüz

Roger Zelazny

İthaki Yayınları 208 sayfa 9/10
Kitap Detayına Git