Kitap

Joseph Conrad - Gençlik

| Volkan Miyanyedi | 7 dk okuma | 19 görüntülenme
Joseph Conrad - Gençlik

Gemi sonunda su almaz hale getirildiğinde fareler onu terk eder. Ay ışığında teker teker küpeşteye çıkar, arkalarına bir kez bakar, yanaşmış boş mavnaya atlarlar. Marlow yaşlı Mahon'u çağırır, ikisi seyri birlikte izler. Mahon güler. Fareler batacak gemiden kaçar derler; işte kanıtı, yeni kalafatlanmış sağlam bir gemiyi bırakıp içinde yiyecek bile olmayan bir hurdaya geçiyorlar. Sonra ikisi bir yargıda anlaşır: farelerin aklı fazlasıyla abartılmıştır, insanınkinden ileri değildir. Kısa süre sonra Judea'nın ambarındaki kömür kendi kendine tutuşur.

Duvara asılan tüfek patlar, kural bu. Conrad tüfeği asıyor, sonra iki adamına uzun uzun onun tüfek olmadığını anlattırıyor. Teknik adı önceleme, ama bu düz bir önceleme değil. İşaret anlatıcıdan gelmiyor, işareti reddeden bir sahneden geliyor. Söylenseydi unutulurdu, reddedildiği için akılda kalıyor. Conrad hesabı da kendi kapatıyor: gemi yanarken Mahon bir su sızıntısı olsa yangının söneceğini söyleyince, Marlow konuyla ilgisizmiş gibi fareleri hatırlatıyor. Gençlik'in bütün yöntemi bu tek harekette duruyor.

Öykü 1898'de Blackwood's Magazine'de çıktı, 1902'de Karanlığın Yüreği ve Yolun Sonu ile aynı cilde girdi. Conrad'ın kendi başından geçenlere ilk kez doğrudan başvurduğu metin ve Marlow'un ilk göründüğü yer. Gerçek geminin adı Palestine'di, Conrad 1881'de üçüncü kaptan olarak bindi, gemi 1883'te yandı.

Anlatılan yolculuk hiç tamamlanmaz. Dört yüz tonluk eski Judea, altı yüz ton kömürle Bangkok'a gidecektir. Yarmouth açıklarında fırtınaya yakalanır, dengeyi sağlayan kum safrası kayar, Londra'dan Tyne'a on altı günde varır ve yükleme sırasını kaçırır. Limanda bir vapur bordasına çarpar. Manş'ı geçtikten sonra ikinci fırtına gemiyi parça parça söker, tayfa dört saatin ikisini pompada geçirir, gemi Falmouth'a döner. Onarılır, çıkar, döner. Bir daha çıkar, bir daha döner. Falmouth'ta o kadar uzun kalırlar ki kasabalılar onları ziyaretçilere görülecek bir yer gibi göstermeye başlar. Sonunda gerçekten yola çıkarlar, tropiklere kadar hiçbir aksilik olmaz, sonra kömür tutuşur.

Kitabın kendi mantığını en açık gösterdiği cümle burada. Geminin kaderi pompalamaktır: batmamak için suyu dışarı pompalamışlardır, şimdi yanmamak için içeri pompalarlar. Conrad bunu vurgulamadan, bir iş tarifi gibi yazar.

Gençlik bir çerçeve anlatı. Açılışta beş adam maun bir masanın başındadır ve masa şişeyi, kadehleri, dirseklerine yaslanmış yüzleri yansıtır. Adamlar meslekleriyle tanıtılır, bir şirket müdürü, bir muhasebeci, bir avukat, hepsi denizden gelmedir. Marlow kırk iki yaşındadır ve yirmi yaşında, ilk kez üçüncü kaptan olarak çıktığı yolculuğu anlatır. Son paragrafta aynı masa geri gelir, bu kez durgun bir su gibi çizgilerle dolu yorgun yüzleri yansıtır. Üçü yeniden sayılır ama kelimeler değişmiştir: şirket müdürü finans danışmanı, avukat hukukçu olur, muhasebeci yerinde kalır. İngilizcede bu değişim düzenli, üçü de aynı kalıba giriyor: paranın adamı, hesabın adamı, hukukun adamı. Türkçede kalıp kurulamıyor, çünkü hukuk adamı denir ama hesap adamı denmez. Kalıp olmayınca üç adam kategoriye dönüşmüyor, başka kelimelerle anılıyor. Metin açtığı yere dönüyor ama artık aynı yer değildir.

Marlow anlatısını beş yerinde keser ve şişenin uzatılmasını ister. Bu kesmeler rastgele dağılmıyor. Her biri duygunun yükseldiği bir cümlenin hemen ardından gelir: kaptanın karısını trende son kez gördüğü an, gemiyi ölmüş bir sevdiği gibi andığı an, patlamadan sağ çıktığını fark ettiği an. Cümle duygulanmaya başlar, Marlow onu keser, şişe gelir. Anlatıcı kendi lirizminden utanan bir adam ve bunu her seferinde aynı hareketle gösteriyor.

Araştırıp incelediğimde öykünün en çok konuşulan sayfasının patlama sahnesi olduğunu gördüm. Conrad'ın anlatı tekniği anlatılırken örnek olarak düzenli biçimde buraya dönülüyor. Marlow marangoz tezgahına yaslanmış pipo içerken tezgahın eğildiğini görür, marangoza dokunmamasını söyler, sonra kendini havada bulur. Bir ses duyar, kaburgalarında bir basınç hisseder, düşüncelerini sırayla aktarır: bu marangoz olamaz, nedir, bir kaza mı, denizaltı yanardağı mı, kömür, gaz, havaya uçuyoruz. Sebep en sona kalır. Sahnenin neden böyle kurulduğunu düşünürken adını başkasının koyduğunu öğrendim: Ian Watt buna gecikmeli çözümleme diyor. Watt'ı okumadım, okuyacağım; şimdilik terimi ödünç alıyorum çünkü daha kısası yok. Yazar duyumu önce, anlamı sonra veriyor, çünkü bilinç de böyle çalışıyor. Okur patlamayı Marlow'dan önce anlamıyor, Marlow da patlamayı kendinden önce anlamıyor.

Conrad'ın Gençlik'i, çeviren Erhun Yücesoy. Marlow orada üçüncü kaptan; İngilizcesinde second mate. Sonradan bakıp öğrendim. Sayı değişiyor çünkü sayma yeri değişiyor: İngilizcede kaptanın altından, Türkçede kaptandan. Yanlış çeviri değil, iki denizciliğin sırayı farklı yerden başlatması. Ama öykü açısından küçük bir kayma var, çünkü Gençlik'in motoru bir unvanın gururu. Yirmi yaşındaki oğlan ilk kez zabit olduğu için o külüstür gemiye tutuluyor, Türkçe ise o unvanın içine kaptan kelimesini koyuyor.

Sonda Marlow Doğu'ya varır. Kıyı sessizdir, koku vardır, ışık yoktur; bunu bir sır gibi tarif eder. Sonra Doğu ona konuşur ve Batılı bir sesle konuşur: karanlıkta bir vapur kaptanı, sönmüş bir liman fenerine öfkelenip İngilizce küfreder. Conrad gizemi kurar ve iki sayfa sonra kendi eliyle bozar. Aynı bölümde iskeleyi dolduran kalabalık uyuyan denizcilere bakar. Bakan taraf değişir.

Metnin bugün en rahatsız edici yeri şurası. Öykü boyunca kahramanlık sistemli olarak söndürülür: gemi hiçbir yere varmaz, Marlow'un ilk komutası on dört ayaklık bir sandaldır, gemiyi terk etmeden önce yaptıkları son iş güvertede ekmek peynir yiyip bira içmektir. Sonra tek bir paragrafta Conrad bunu geri şişirir. Marlow, Liverpoollu tayfanın neden itaat ettiğini sorar; para değil, görev değil, itibar değil der ve cevabı doğuştan gelen, gizli bir şeye, ulusların kaderini belirleyen bir farka bağlar. Anlatı boyunca hiçbir şeyi yüceltmeyen adam orada bir kere yüceltiyor ve yücelttiği şey milliyet.

Geminin yükü kömür ve gemiyi yakan da o kömür. Conrad bunu bir sembol gibi kurmuyor, yük manifestosu gibi yazıyor, ama okurken kaçmıyor. Asıl mesele tayfada. Yangını biliyorlar. Ambarın bir yerinde kömürün için için yandığını biliyorlar ve gemiyi hiçbir şey olmamış gibi yüzdürmeye devam ediyorlar; Conrad iki işin de aynı dikkatle yapıldığını yazıyor. Bunun mümkün olması için iki şeyin aynı anda düşünülmemesi gerekiyor. Yangını söndürmek ile seyri sürdürmek zihinde ayrı raflarda duruyor, çünkü aynı rafa konduğu anda yolculuk anlamını kaybediyor.

Kitabı on günde okudum, yazısı bir ay sürdü. Benim yazılarım genelde tersi bir oranla çıkar, o yüzden bunun neden uzadığını düşünüp durdum. Elimde bir cevap yok ama mesafe tanıdık geliyor. Yaşamak hızlı, anlamak yavaş.

Judea sonunda batar. Kıçtan gider ve suya en son giren yer kıç aynası olur, ama üstündeki yazı yoktur artık: boya çatlamış, kabarmış, harfler gitmiştir. Marlow'un gemiye ilk gün tutulmasını sağlayan o kibirli slogan, gemiden önce yok olmuştur. Ölmek Var Dönmek Yok. Üç kere geri döndüler, hiçbiri ölmedi, Bangkok'a da varamadılar. Sloganın söz verdiği iki şeyin ikisi de olmadı ve öykünün bütün meselesi bu boşlukta duruyor.

Fareler haklıydı. Mahon da haklıydı, farelerin aklı insanınkinden ileri değil. İkisi aynı anda doğru olabiliyor, çünkü Conrad'ın ölçtüğü şey akıl değil. Son sözü Marlow söylemiyor. Anlatıyı dinleyen adam söylüyor, masadaki yorgun yüzlere bakarak. Gençliğin ve gücün yanına koyduğu şey hayal.

Okuma Önerisi

Okuduğum baskı Can Yayınları'nın Amazon için hazırladığı Lacivert Klasikler dizisinden, ince bir kitap, öykü elli üçüncü sayfada bitiyor. Dizi artık satışta değil. Değeri ancak geçtikten sonra anlaşılan şeyler üzerine bir kitap için uygun bir akıbet. Öykünün kendisi başka yerde duruyor: Gençlik ile Yolun Sonu, Bülent O. Doğan çevirisiyle tek ciltte, İş Bankası Kültür Yayınları'nın 2025 baskısında.

Conrad'a hiç girmemiş biri buradan başlayabilir. Benim de ilk Conrad'ım buydu. Uzun değil, dili ağır değil, ve okurken yazarın ne yaptığı görünüyor. Yazmakla uğraşan biri için ayrıca teknik bir metin: çerçevenin nasıl kapatıldığını, nakaratın duyguyu nasıl kestiğini, sebebin sonuçtan sonra nasıl verildiğini bu hacimde gösteriyor.

Deniz macerası bekleyen okur için doğru kitap değil. Judea hiçbir yere varmıyor, kimse kahramanlık yapmıyor, kaptanın en yiğitçe anı karısını kucaklayıp küreksiz bir sandala atlaması ve bir saat boyunca limanda sürüklenmesi. Olay var, ama hiçbiri istenen yöne gitmiyor.

Bir de şu: bu kitabı gençken okumakla kırkından sonra okumak aynı metni okumak değil. Conrad bunu bilerek yazmış, anlatıcının yaşını boşuna kırk ikiye ayarlamamış.

Bu yazıda anlatmadığım sahneler var. Bazılarının ilk okuyuşta karşılaşılması gerekiyor, tarif edilince etkisi gidiyor.

Gençlik
Gençlik

Joseph Conrad

Can Yayınları 48 sayfa 10/10
Kitap Detayına Git